POLİTİK PONEROLOJİ: A.M. LOBACZEWSKİ - ÖZET
- Get link
- X
- Other Apps

POLİTİK PONEROLOJİ
politik poneroloji, kısaca kötülüğün politik amaçlara yönelik olarak kullanımının doğası üzerine bir bilim olarak tarif edilir, aynı zamanda 2006 yılında RPP tarafından yayınlanan, polonyalı klinik psikiyatrist andrzej m. lobaczewski tarafından hazırlanan önemli bir kitabın adıdır. (*)
"politik poneroloji" kitabı, baskıcı siyasal rejimlerin kurucuları ve destekçileri üzerine yapılan bir çalışmadır. dr. lobaczewski'nin yaklaşımı, insanın insana zulmünün (makro-toplumsal kötülüğün) insanlığa bir hastalık gibi yayılmasına yol açan ortak faktörleri analiz eder. ahlak ve hümanizm, bu kötülüğün saldırılarına uzun süre dayanamaz. tek panzehir, ponerolojinin hem bireyler hem de topluluklar üzerindeki sinsi etkisi ve doğası üzerine olan bilimsel bilginin öğrenilmesi ve yayılmasıdır.
ANDREJ M. LOBACZEWSKI (POLİTİK PONEROLOJİ KİTABININ YAZARI)

andrzej m. lobaczewski , polonya kökenli bir klinik psikologdur. soğuk savaş yıllarında bir grup meslekdaşı ile birlikte gizlice gerçekleştirdiği, baskıcı siyasal rejimlerin kurucuları ve destekçileri üzerine yapılan, poneroloji olarak adlandırdığı araştırmalarla ve bu araştırmalar sonucunda ortaya çıkan ve çok önemli bir eser olan politik poneroloji kitabı ile tanınır.
yazar, polonya'da sovyetler birliği kontrolünün sert koşullarında, psikopatinin doğasını yaşadı ve inceledi. eserinin orijinal el yazmaları komünist polonya'da bir gizli polis baskınından birkaç dakika önce ateşe atılarak yakıldı. imkansız şiddet ve baskı koşulları altında çalışan bir grup bilim adamı tarafından zorluklar altında yeniden biraraya getirilen ikinci el yazması kopya, kurye ile vatikan'a gönderilerek ülkeden kaçırıldı. bu postanın, posta alındı makbuzu asla onaylanmadı, dolayısı ile ikinci kopya el yazması ve içerdiği tüm değerli veriler tekrar kaybedildi. kitabın el yazması kopyasının gizlice vatikan'a gönderildiği ifşa olunca yazar abd'ye iltica etmek zorunda kaldı, 1984 yılında, kitabın üçüncü ve son kopyası yazar tarafından aklında kalanlardan hareketle tekrar yazılmıştır, ancak kitabın yayınlanması bu defa da zbigniew brzezinski tarafından engellenmiştir. kitap 1984 yılından 2006 yılına dek yayınlanma şansı bulamadığı için bu çalışmadan sadece bir avuç akademisyen haberdar olmuştur. Nihayet 2006 yılında kitap RPP tarafından yayınlandığında lobaczewski'nin eseri geniş halk kitlelerine ulaşmış oldu.
ÖZETİN İÇİNDEKİLER
- 1. PONEROLOJİ
- 1.1. PONEROLOJİDE HİSTERİK DÖNGÜ
- 1.2. IGNOTA NULA CURATIO MORBI
- 2. ENFEKSİYON AJANLARI
- 2.1. KARAKTEROPATLAR
- 2.2. PSİKOPATLAR
- 3. PONEROJENEZ ( Kötülüğün Doğuşu )
- 3.1. PONEROJENEZİN KAYNAĞI
- 3.2. PONEROJENİK TOPLULUKLAR
- 3.3. PONERİZASYON
- 3.4. PATOKRASİ yada MAKRO-TOPLUMSAL KÖTÜLÜK
- 4. PONEROLOJİDE MUHAKEME BOZUKLUKLARI
- 4.1. PARALOJİ (SAFSATALAR)
- 4.2. PARAMORALİZM (AHLAKİ ÇARPITMALAR)
- 4.3. YENİSÖYLEM
- 4.4. TERSİNE ABLUKA
- 4.5. ŞİZOİD BEYAN
- 5. PONEROLOJİDE BAĞIŞIKLIK ZAFİYETLERİ
- 5.1. GERÇEKLİĞİ BOZMA EĞİLİMLERİ
- 5.2. HAYAT ŞARTLARI
- 5.3. KONVERSİF DÜŞÜNCE - BİLİNÇSİZ SÜREÇLER
dr. lobaczewski, psikopatların ve karakteropatların (özellikle ittifak halinde hareket ettiklerinde) insan toplumunun yapısı üzerindeki etkilerinin, hastalıkların fiziksel beden üzerindeki etkilerine benzetilebileceğine dair bir teori ortaya atmıştır.
bu hastalık, toplumdaki sosyal hiyerarşinin kademeli olarak yeniden yapılanması şeklinde etki etmektedir. en aşırı durumda bu yeniden yapılanma bir patokrasinin ortaya çıkmasına yol açar. bu durum toplumun dönüşerek tamamen psiko-patolojik değerlerle yönetilen ve motive edilen bir hale gelmesi manasını taşımaktadır. böyle bir sosyal düzen, içinde yaşayan insanlar için büyük zulümlerin ve acıların kaynağı manasına gelir.
lobaczewski, psikopatların ve karakteropatların yakından ve dikkatli bir şekilde bilimsel olarak incelenmesi sonucunda , psikopatların ve karakteropatların bireyler ve topluluklar üzerindeki etkileri ve bir toplumu etkili bir şekilde patokratik topluma çevirme süreçleri anlaşılabilirse ,bu etkilere karşı toplumu koruyacak tedaviler geliştirilmesinin mümkün olabileceğini söylemiştir.
1. gerçek arayışı, ahlaki açıdan utanç verici gerçekleri ortaya çıkarttığında bu durum rahatsızlık yaratır. örneğin, geçmişte köle sahiplerine, köleliğin dindar ve ahlaklı kişilere yakışmadığı hatırlatıldığında, bu durum köle sahiplerinde rahatsızlık yaratıyordu. hedonist toplumlar başkasının acısı üzerinden çıkar elde ettikleri gerçeğini örtbas etme eğilimindedir.
2. ahlaki açıdan utanç verici gerçeklerle karşılaşıldığında öncelikle bu gerçekler bilinçli olarak görmezden gelinir. örneğin, konu aniden değiştirilir yada bir konu daha açılmadan hasır altı edilir yada tartışma hepten sonlandırılır. oskar ödülünü alması sırasında, yönetmen micheal moore'un ülkeyi savaşa sürüklediği için abd başkanı bush'u ayıpladığı konuşmasının yüksek sesli müzik ile kesilmesi buna bir örnektir.
3. ahlaki açıdan utanç verici gerçeklerden kaçınmak yeterince sık yapıldığında, bilinçli bir süreç olmaktan çıkar ve bilinçaltına indirgenir; yani, bir alışkanlık haline gelir.
4. ahlaki açıdan utanç verici gerçeklerden kaçınma alışkanlığı bulaşıcıdır. sosyal olarak kabul edilen bir alışkanlık haline gelmekle kalmaz, toplumdaki en trend davranış haline gelir. örneğin ”iyi insanlar asla böyle şeyleri tartışmaz , en azından herkesin ortasında tartışmaz” gibi duygusal cümleler, ondokuzuncu yüzyılda sayısız kez ifade edilmiştir.
dr. lobaczewski, birinci dünya savaşının ana aktörlerinden birisi olan kayzer wilhelm'in doğumda beyin travması geçirdiğini ve alman halkından tamamen gizlenmiş olan çok sayıda fiziksel ve psikolojik engeli bulunduğuna dikkat çekmiştir. örneğin, bu imparatorun, sakat olan kolunu gösteren bir fotoğrafını bulmak neredeyse imkânsızdır.
5. bastırılmış “uygunsuz” olayların bıraktığı boşluklar nedeniyle, sağlıklı akıl yürütme ve sağlıklı çıkarımlar yapma imkanı ortadan kalkar. bilinçaltı, (bölüm 5.te anlatılan) ahlaki olarak utanç verici “öncül” leri daha az utanç verici olanlar ile ikame ederek, bu yanlış öncül verilerden yanlış çıkarımlar yapılmasına yol açar. bu durum, meselenin özünün kronik olarak görmezden gelinmesine neden olur.
6. İnsanlar gözle görülür derecede daha bencil, toplum ise daha duygusal ve daha histerik hale gelir. değerler konusunda insanların kafası çok fazla karışır ve toplum kibirli ve hedonist bir hal alır.
7. gerçeklikten sapma yeterince büyük bir seviyeye ulaştığında, kişi ya da toplum patolojikleşir ve cinayetler ya da anlamsız dünya savaşları ya da ve kanlı devrimler patlak verir.
güvenilir bilgi olmadan, teşhis konulmadan uygulanan , iyi niyetli tedavi girişimleri en iyi ihtimalle yetersiz ve muhtemelen de zararlı olan sonuçlara yol açabilir. bu durum özellikle, çıkarların yüksek olduğu ve neden sonuç ilişkilerinin yeterince anlaşılmadığı makro-toplumsal kötülük durumunun tedavi edilmesinde geçerlidir. patokrasiye, ponerizasyona ve genel olarak büyük çapta herhangi bir ponerojenez işlemine karşı yapısal olarak müdahale etmek için, ponerolojik araştırmanın sunduğu gibi kapsamlı ve bilimsel bir anlayış gereklidir.
askeri müdahaleye dayalı, ahlakın teşvik edilmesine dayalı ya da tarihte (nazi almanyası ve sovyetler birliği gibi) örnekleri olan karşı-propagandaya yönelik çabalar genellikle amaçlanan sonuçları üretmez. bu tür yöntemler, temel sorun olan toplumu enfekte eden patolojiyi ortadan kaldırmayı hedeflememektedir.
yapılan en yaygın hatalardan birisi, patolojik bir toplumun temel doğasını, o günün hakim ideolojisiyle karıştırmaktır. bir patokraside, ideoloji liderliğin patolojisinin gizlendiği bir maskeden başka bir şey değildir. her patokrasinin kendine ait bir maskesi vardır ve belirli bir maskeyi hedef alıp ortadan kaldırmak makro-toplumsal hastalığın nedenlerini ve kendisini ortadan kaldırmaz.
bir çözümün mümkün olması için, anlaşılması gereken en önemli hususlardan birisi, psikopatinin ve karakteropatinin insanlık dışı olması ve ıstıraba neden olmadaki rolüdür , bununla birlikte anlaşılması gereken bir başka önemli husus, "enfeksiyon ajanlarının" (yani psikopatların ve karakteropatların) "enfekte etmesine" karşı toplumsal savunma zafiyetinin nedenlerinin neler olduğunun anlaşılmasıdır. etkin bir tedavi, bir toplumu bu tür etkilerden kurtarabilmeli, bu tür etkilere karşı bağışık hale getirebilmeli ve bu bağışıklığı sistematik olarak ayakta tutabilmelidir.
nesnel düşünce ile ponerojenik süreçlerin anlaşılması sonucunda gözle görünür ahlaki, entelektüel ve pratik kazanımların elde edilebileceği ortadadır. ponerolojik bilgiden yararlanmak, ahlaki ve etik birikimleri çöpe atmak manasına gelmemektedir; aksine, poneroloji konusundaki modern bilimsel yöntemler, ahlaki öğretilerin temel değerlerini doğruladığından, ahlaki öğretileri güçlendirici bir etki yaratmaktadır. bununla birlikte, poneroloji, ahlaki yaklaşımlarımızdaki birçok ince ayrıntı üzerinde bazı düzeltmeler yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
makro-toplumsal patolojik olayların doğasını anlamak, onlara karşı sağlıklı bir tutum ve bakış açısı geliştirmemize olanak verir, böylece zihinlerimizi bu hastalıklı fenomenlerin içeriklerinin ve propagandalarının etkisiyle zehirlenmekten korumaya yardımcı olabiliriz.
normal (yani psikolojik yönden aklıselim, psikopatalojik sapması olmayan) insanların hakim olduğu ülkelerin kendilerini korumak için başvurduğu hiç durmayan karşı propagandanın yerine poneroloji konusuyla ilgili popüler bilimsel tarzda kalem alınmış bilgiler konulabilir. sonuç olarak, bu devasa, bulaşıcı sosyal hastalığı ancak özünü ve etiyolojik nedenlerini kavrarsak, yenebileceğiz. poneroloji konusundaki bilgi, bu fenomenin gizemini ortadan kaldıracaktır. bu fenomenin birincil hayatta kalma varlığı ise bu gizemin şimdiye dek ifşa olmamış olmasıdır. ignota nulla curatio morbi!
2. PONEROLOJİDE ENFEKSİYON AJANLARI
2.1. KARAKTEROPATLAR
karakteropati, (doğumda veya sonradan ) ciddi psikolojik deformasyona neden olabilen beyin hasarı veya patolojik insanlara maruz kalma sonucu oluşan psikolojik bozuklukları ifade eder. karakteropatlar, ponerojenik sürecin (yani psikolojik hastalığın tüm topluma yayılmasının) başlangıcında önemli rol oynayan patolojik ajanlardır. karakteropatlar, normal insanlarla etkileşimlerinde normal insanların sağduyularını kullanma yeteneklerini azaltarak toplumların psikolojik bağışıklığını zayıflatırlar. bunun sonucunda , takip eden ponerizasyon sürecinde asıl rolü üstlenecek olan psikopatlara karşı, toplumlar enfekte olmaya daha açık hale gelirler.
2.2. PSİKOPATLAR
modern terminolojide psikopatlar vicdanı ve empati duyma kabiliyeti olmadan doğmuş ve bu kabiliyetleri sonradan geliştirme yeteneğine de sahip olmayan insanlardır.
psikopatlar, normal insanlardan farklı olduklarını bilirler ve esasen başkalarına ne zarar verdiklerine aldırmadan arzularını tatmin etmek için yaşarlar. normal insanları kısmen anlaşılmaz bulurlar ve kendilerinden daha aşağı bir tür olarak görürler. psikopatlar birbirlerini farkederek aralarında kirli ittifaklar kurarlar ve birlikte çalışarak, yaptıklarının bedelini ödemeksizin istediklerini yapabilecekleri bir pozisyona ulaşmayı hedeflerler. bu tür "ittifak toplulukları", ponerolojik ilişkiler olarak adlandırılır.
psikopatların oluşturduğu kirli ittifak ağlarındaki temel psikopatinin ilham verici rolünün de ortak bir fenomen olduğu görülmektedir. ortalamanın üzerinde sosyal yoğunluğa sahip ponerojenik süreçlerle karakterize edilen herhangi bir topluluğa “ponerojenik topluluk” dersek , burada çeşitli psikopatolojilere sahip bireyler: ilham verenler, hatipler ve liderler olarak işlev görür ve patolojik bir sosyal yapı üretir.
bu topluluklarda yer alan psikopatlar;
yaşam deneyimleri sonucunda farklı olduklarının farkındadırlar ve hedeflerine ulaşmak için farklı mücadele yollarına aşina hale gelmişlerdir. onların dünyaları sonsuza dek “biz ve onlar” olarak ikiye bölünmüş durumdadır. kendi yasaları ve gelenekleri olan psikopatların dünyası ve psikopatları ahlaki olarak kınayan fikir ve geleneklerle dolu olan normal insanların dünyası.
sözlerini tutmadıklarında veya yükümlülüklerini yerine getirmediklerinde rahatsızlık duyan normal insanların tersine psikopatların “şeref anlayışı”, onlara normal insanların dünyasını ve değerlerini aldatmalarını emreder.
ayrıca psikopatlar kişiliklerinin, normal insanların kişilikleri üzerindeki travmatize edici etkilerini ve amaçlarına ulaşmak için bu terör kökünden nasıl yararlanabileceklerini yaşam deneyimi ile öğrenirler.
normal insanların ve psikopatların dünyalarının bu ayrılığı ve ikilemi kalıcıdır ve psikopatlar normal insan toplumu üzerinde güç kazanma hayallerini gerçekleştirmeyi başarsalar bile bu ikilem yok olmaz. bu durum, bu ayrılığın biyolojik olarak şartlandırıldığını kanıtlar.
psikopatların rüyası, onları reddetmeyecek ve onları kurallara uymaya zorlamayacak, içinde serbestçe hareket edebilecekleri bir dünya ve bir sosyal sistem yaratma ütopyasıdır.
kendi basit ve radikal algılama ve tecrübe etme yollarının hüküm sürdüğü bir dünya hayal ederler, yani başka bir deyişle yalan, aldatma, başkalarını kullanma, zarar verme, öldürme gibi yolların onlar için meşru olduğu bir dünya hayal ederler. böyle bir dünya’da refah ve emniyet içinde yaşayacakları kesindir. bu amaca ulaşmada teknik yetenekleri daha fazla olan normal insanlar çalıştırılmalı ve sonuçta sadece psikopatlar için adil olan , normal insanlar için adil olması gerekmeyen bir dünya yaratılmalıdır.
psikopatlar böylesine bir "cesur yeni dünya"yı yaratmak uğruna savaşmaya ve acı çekmeye hazırdırlar. böyle bir vizyon, onlar için insanları öldürmeyi haklı kılar; zulüm ettikleri ve öldürdükleri insanlar için merhamet hissetmezler, çünkü “onlar” yani normal insanlar, psikopatların türünün mensubu değildir.
TEMEL PSİKOPATİ
temel (esansiyel) psikopatinin herhangi bir sosyal ölçekte ponerojenik süreçteki rolü son derece büyüktür. kötülüğün makro-biyolojik ölçeğiyle ilgilenen araştırmacılar için bu fenomeni tecrit etme ve onu ayrıntılı bir şekilde inceleme ihtiyacının belirgin hale geldiğini vurgulamalıyız. bu anomaliyi “temel psikopati” olarak adlandıran lobaczewski , bunu yaparken kazimierz dabrowski'nin araştırmalarından yararlandığını söylemektedir.
temel psikopati daha çok erkeklerde rastlanmakla birlikte daha seyrek olarak kadınlarda da görülmekte ve lobaczewski’nin çalışmalarına göre, nüfusun %0.5'inin biraz üzerinde bir sıklıkta ortaya çıkmaktadır.
eski psikiyatristler bu tür bireylere “insani duygular ve sosyo-ahlaki değerler konusunda renk körü” derdi.
temel psikopati, teşhis edilmesi çok zor olan "subklinik psikopati" ile uzmanlar tarafından kolayca teşhis edilebilen "tam klinik psikopati" arasında geniş bir yelpazeyi kapsar.
subklinik temel psikopatlar makro-toplumsal fenomenlerde en büyük rolü oynar.
subklinik temel psikopatlar, paul babiak ve robert hare'nin "takım elbiseli yılanlar" kitabında tarif edildiği gibi iktidar arayışlarında, bir akıl sağlığı maskesinin arkasına daha başarılı bir şekilde saklanırlar ve böylece hapse girmeden ve akıl hastahanelerine düşmeden önemli iktidar mevkilerini ele geçirebilirler.
buna karşılık tam klinik psikopatlar cleckley'nin "akıl sağlığı maskesi" kitabında belirttiği gibi hapishanelere yada akıl hastanelerine düşmekten yakayı sıyıramazlar.
TEMEL PSİKOPATLARIN ANA ÖZELLİKLERİ
“psikopatlar genellikle kendilerinden ve kasvetli iç dünyalarından son derece memnundurlar. kendilerinde yanlış bir şey görmezler, kişisel ıstırap çekmezler ve davranışlarını rasyonel, ödüllendirici ve tatmin edici bulurlar; geçmişten asla pişmanlık duymazalar veya geleceğe asla endişe ile bakmazlar. kendilerini, iktidarı ve kaynakları ele geçirmek için başka insanların rakip oldukları, düşmanca "büyük balık küçük balığı yutar" dünyasında, üstün varlıklar olarak algılarlar. psikopatlar, “haklarını” elde etmek için başkalarını manipüle etmenin ve aldatmanın meşru olduğunu düşünürler ve sosyal etkileşimleri, başkalarında gördükleri kötü niyetliliğe üstünlük sağlama üzerine kuruludur ”(hare, 195).
1) konuşkanlık: temel psikopatinin en dikkat çekici özelliği, gerçeği ve kurguyu kolayca harmanlayan akıcı bir konuşmadır. suçluluk hissetmezler, daha fazla yalanlar söyleyerek dikkatleri önceki yalanlardan uzaklaştırabilirler. saatlerce konuşabilirler ve çok sayıda konuda son derece bilgili oldukları izlenimini verebilirler. bununla birlikte, en önemli konular olarak kabul edilenleri görmezden gelme eğilimindedirler ve kendileri tarafından bilinmeyen soyut değerlerden ve duygulardan bahsetmekten kaçınırlar. böyle şeylerden bahsettiklerinde, anomaliler ortaya çıkar. bir anda bir psikopat annesine olan derin sevgisinden bahsedebilir; ardından, bir zamanlar çocukken tanıdığı bir kadını, nasıl annesinden daha çok sevdiğini anlatabilir!
“kelimeleri bilirler ama kelimelerin ifade ettiği özü bilmezler; kelimelerden, onlar için çok az anlam ifade eden, öz içermeyen cümleler oluştururlar ”(hare, 128-129).
dikkatli bir analiz yapıldığında, bu duygu gösterilerinin söz konusu duyguları gerçek anlamda anlamadan yapıldığı anlaşılmaktadır. neredeyse hissettiği zayıf dürtü veya temel duygunun, normal bir insan tarafından hissedilen gerçek duyguyu temsil ettiğini düşünürler. benzer şekilde, akıl yürütmeleri görünüşte mantıklıdır, ancak yine, dikkatli bir analiz akıl yürütmelerindeki çarpıklıkları ve safsataları ortaya koyar. örneğin, empati eksikliğinden bahsettiğinizde, bir psikopat bu konuyu yok sayıp "peki ya benim için empati? neye katlanmak zorunda kaldığım hakkında bir fikrin var mı?" diyebilir.
2) suçluluk duyguları yoktur: onların incittiği normal insanların hayatı onlar için anlaşılmazdır. vicdan, bir psikopata göre, yalnızca "diğer insanların oluşturduğu kuralların entelektüel farkındalığıdır" (hare, 132).
temel psikopatlar için hayat, anlık çekim merkezlerinin, zevk anlarının ve geçici iktidar duygularının peşinde geçer. genellikle bir hevesle hareket ederler ve başkalarının zararı pahasına, mağdurlarına hiç aldırış etmeden hedeflerine ulaşırlar.
bir benzetme olarak, hafif bir açlık hissettiğinizi varsayın. diyelim ki, mutfağın kapısı kilitli ve bir alarm sistemine bağlı. kapının kilitli olduğunu görünce, kapıyı kırmak için bir balta alırsınız. kapıyı baltayla kırarken, alarm can sıkıcı bir şekilde çalar. kapıyı ve alarmı kırdıktan sonra mutfağa girip yemeğinizi yersiniz. şimdi bir psikopat olduğunuzu ve kapının bir insan olduğunu hayal edin, sinir bozucu alarmın ise balta ile parçalanan insanın acı ve ıstırap çığlıkları olduğunu hayal edin. insanı katlettikten sonra, sinir bozucu ve küçük çığlıklarını susturup, oturup yemeklerin tadını çıkarabilirsiniz!
3) sevgi hissedememe: temel psikopatlar, sevgiyi normal insanların "diğer" dünyasından bir peri masalı olarak görürler. benzer şekilde, “birisinin komşusuna duyduğu sevgi” gibi dini veya ahlaki kavramlar onlar tarafından çocukça saflıklar olarak görülmektedir. onlar için, aşk sadece cinsel macerayı amaçlayan geçici bir fenomendir. lafa gelince, en romantik ve en anlamlı ve ikna edici bir şekilde sevdiklerini söyleyebilseler de, kısa süre sonra içi boş sevgi söylemlerinin yerini bencillik, kibir ve hedonizm alır.
TEMEL PSİKOPATLARIN DİĞER ÖZELLİKLERİ
"doğal insan tepkileri… psikopatlara garip, ilginç ve hatta komik gelir. bu nedenle bizi gözlemlerler… zayıf noktalarımızda uzmanlaşır ve bazen üzerimizde kalpsiz deneyler yaparlar" (lobaczewski, 90)
kendine zarar verme davranışı: psikopatlar deneyimden ders alma ve gelecek için gerçekçi planlama becerilerinden yoksundurlar. james weiss, psikopatik askerleri şöyle tarif ediyor: "bütünün faydasına tamamen kayıtsız ve savaşta temel ihtiyat kurallarını uygulamaktan ziyade anlık memnuniyet duygularını tatmin etmeye meyillidirler, bu askerlerin vurulma ihtimali diğerlerinen daha yüksektir” (hare , 26). korku ve kaygı gibi duygusal tepkileri hissetme yeteneği, vicdanla ve davranışını kontrol etme becerisiyle doğrudan ilgilidir. ceza korkusu veya tehdidi, psikopata hiçbir şey ifade etmez. ne olacağını belli belirsiz bir şekilde hayal etmeyi başarsalar da, bu hayal duygusal bir içerik barındırmaz. kendi kendine anlık haz verme arzusu, yakalanma korkusundan ağır basar.
uyarıcı dönüşüm eksikliği: tıpkı renk körlüğü olan bir insanın normal renk dünyasını anlayamaması gibi , temel psikopatlar da insan içgüdüsel tepkilerinin normal dünyasını (örneğin, duygusal-bağlanma, sosyal tepkiler), kavramları, duyguları ve değerleri anlayamaz. bunları, bazı dış güçlerin icat ettiği kendine yabancı gelenekler olarak görürler. örneğin ted bundy suçluluğu “bir yanılsama… bir tür sosyal kontrol mekanizması” olarak nitelendirmiştir. başka insanlara düşünen , hisseden varlıklar olarak davranamazlar.
düşünce parçaları: "psikopatların çelişkili ifadeleri, fikirleri tutarlı bir bütün halinde doğru bir şekilde bir araya getirememeleriyle ilişkili görünüyor. örneğin, bir psikopata, daha önce hiç şiddet içeren bir suç işleyip işlemediğini sorduğunda, “hayır, ama bir zamanlar birini öldürmek zorunda kaldım” şeklinde cevap verebilir" (hare, 137). psikopatlar sık sık konu değiştirir, meselenin özüne teğet geçer ve sorulara doğrudan cevap vermeyi reddeder. hepsi dinleyicinin kafasını karıştırmaya yönelik olan; dramatik ve dikkat dağıtıcı el hareketleri, fiziksel olarak yakın mesafeden konuşmaları ve yoğun göz teması, genellikle uzun soluklu konuşmalarına eşlik eder. kurbanlarının çoğunu söylediklerinin içeriği ile değil, üslubu ile avlamaktadırlar.
genetik doğa: psikopatinin kadınlardan ziyade erkeklerde bulunması, x-kromozomuna bağlı bir kalıtsallığa işaret eder.
özel bilgi: temel psikopatlar kalabalıkta birbirlerini tanıma yeteneğine sahiptir. farklı olduklarını bilincindedirler ve normal insanları “öteki” olarak görürler. kendilerini gizlemek için bir 'akıl sağlığı maskesi' kullanırlar.
akıl sağlığı maskesi: temel psikopatlar, fizyolojik yetersizlikleri nedeniyle normal bir insanın dünya görüşünü içselleştiremezler, sadece normal insan davranışlarını kopyalayabilir veya taklit edebilirler. (psikopatların aksine) psikopatlarla kendileri arasındaki psikolojik farklılıkların farkında olmayan normal insanlar, psikopatların taklit ve kopyalama ile sergilediği bu duygu göstergelerinin gerçek duyguların kanıtı olduğunu varsayarlar.
cleckley, psikopatların, kendilerinin sözde niyetleri, sözde duyguları, sözde pişmanlıkları ile normal insanların gerçek niyetleri, gerçek duyguları, gerçek pişmanlıkları arasında ayrım yapamayacaklarını varsaymaktadır. psikopatlar, normal insanların (vicdan gibi psikopatların bilmedikleri) bir şeyleri olduğunu düşünmek yerine, normal insanların tepkilerini garip ve çocukça tepkiler olarak algılarlar. aynı rengin birçok tonuna farklı tepki verdikleri için normal insanların deli olduğunu düşünen renk körü bir adam gibidirler. patolojik bencillikleri onların kendilerinde hata bulmalarını engeller, böylece tüm suçlamaları dış etkenlere yansıtırlar.
antisosyal kişilik bozukluğu: amerikan psikiyatri birliği antisosyal kişilik bozukluğunu (aspd) psikopati ile özdeş sayar. bununla birlikte, aspd özellikle bir dizi antisosyal davranışa işaret eder. bu nedenle, aspd teşhisi konan birçok suçlu, aslında psikopat değildirler. buna karşı, birçok psikopat asla aspd olark teşhis edilemez.(hare, 24-5).
kötü bir çocukluk geçirme: çoğu kişi, psikopatların çocuklukta kötü muammeleye maruz kaldığına inanmasına rağmen, bu inancın doğruluğunu gösteren bir kanıt yoktur. kötü muammeleden muzdarip pek çok çocuk psikopat olmaz, buna karşı sağlıklı ailelerde birçok psikopat büyür. bebeklikteki bazı bağlanma zorlukları psikopatinin bir nedeni değil belirtisidir. (hare, 170, 172, 175)
“değişebilir!”: psikopatlar ne değişirler , ne de değişmek isterler. psikopat bir şiddet suçlusu grup terapisine girmek zorunda kalmıştı. suçlu gruba hükmederken, terapist sonunda düzelme gözlemlediğini ve suçlunun pişman olduğunu söyledi. daha sonra, hare’nin çalışanlarından biri tarafından yapılan görüşmede, hasta “bu adamlara inanamıyorum. onlara mesleki icra ehliyetini kim vermiş? köpeğimi bile psikanalize sokmalarına izin vermem! tıpkı benim yaptığım gibi hepsini aldatır! ”(hare, 197).
seri katiller: çoğu kişi bütün psikopatların seri katil olduğunu zanneder , oysa hare'ye göre her seri katile karşı 20-30 bin adet seri katil olmayan psikopat bulunmaktadır. hare'nin amerika'daki toplam psikopat sayısını (2 - 3 milyon) tahmin etmesi çok muhafazakar bir tahmindir. (hare, 74)
ŞİZOİD PSİKOPATİ
ASTENİK PSİKOPATİ
bu tür bireyler canlılıktan yoksun ve aşırı duyarlıdır. tipik olarak sığ bir nostalji ortaya koyarlar ve hatalı davranıştan sonra yüzeysel bir vicdan azabı çekme görüntüsü sergileyebilirler. bu da psikolojik bir durumu yargılama yetenekleri olduğunu gösterir. genellikle zekaları normal insanlardan daha düşüktür , muhakeme yetenekleri sıklıkla tutarsız ve hatalı çalışır. en ağır vakalar anti-psikolojiktir ve normal insanlara karşı saygısızdır ve edebiyat dünyası veya siyasi arena gibi yerlerde bireysel ilişkilerde olduklarından daha büyük oranda aktiftirler.
çarpık dünya görüşlerinin bir sonucu olarak, başkalarına yönelik görüşleri güvenilir değildir. bir akıl sağlığı maskesi takarak sapkın kişisel istek ve eğilimlerini gizlerler. gerçek yüzlerini fark etmeyenlere arkadaşça davranırken, kendilerinin psikolojik durumu ile ilgili doğru kanaate sahip olanlara düşmandırlar.
bu bireyler, temel psikopatlardan farklı olarak cinselliğe fazla ilgi duymazlar ve bu nedenle bir yaşam biçimi olarak cinsel perhizi kolayca kabul edebilirler. (muhtemelen katolik kilisesinin şiddetli anti-psikolojik tutumunun arkasında yatan neden budur.)
astenik psikopatların dünyayı yeniden biçimlendirmeye yönelik idealist hayalleri vardır. ancak, planlarının sonuçlarını veya etkilerini göremezler. örnek olarak, keskin komünistler (dzerzhinsky gibi) olabilirler ve daha iyi bir dünya arzusu ile milyonları öldürürler. daha naif bireyler, yoksul sosyal koşulları bu tarz radikal bir dünya görüşünü haklı çıkarmak için gerekçe olarak görebilir.
DİĞER PSİKOPATİLER
aşağıdaki psikopatiler makro-toplumsal kötülüğün yaratılmasında ve yayılmasında yukarıdakiler kadar yüksek etkili değildir:
SKiRTOiDAL PSİKOPATİ
asteniklerin aksine, skirtoidal pikopatlar derisi kalın, egoist ve canlıdır, çalkantılı zamanlara karşı çok yüksek psikolojik direnç ve dayanıklılığa sahiptirler. bu nedenle, askerlik mesleğinde çok başarılı olurlar.
ÇAKALLAR
diğer psikopatlar veya karakteropatlar için geçerli olan hiçbir tanımlama çakallar için geçerli değildir. Temel psikopatların konuşkanlık ve dürtüselliklerinden veya astenik psikopatların sözde idealizminden yoksundurlar. muhtemelen (temel psikopati, şizoidial psikopati, skirdoital psikopati gibi ) diğer psikopatolojilerin melezleridir . onları hiçbir duygunun performanslarını etkilemediği paralı askerlerin veya kiralık katillerin arasında görürüz.
bunların dışında OBSESSİF-KOMPULSİF PSİKOPATİ ve HİSTERİK PSİKOPATİ gibi başka psikopati tipleri de sayılabilir.
psikopatik insanların biyolojik olarak normal insanlardan farklı olduğu görüşü, dr. robert hare ve dr. martha stout tarafından yapılan araştırmayla onaylanmıştır. bu araştırma psikopat tanısı alan hastalardan alınan EEG'leri içermektedir. psikopatların EEG’leri bağımsız yorumlayıcılar tarafından anormal kabul edilen ayırt edici tutarlı özellikler sergilemektedir.
- normal insanların cehaleti ve zayıflığı
- istatistiksel olarak azınlık olan (nüfusun yaklaşık %6'sı) fakat psikolojik olarak sapkın bireylerden (psikopatlardan ve karakteropatlardan) oluşan aşırı aktif bir topluluğun varlığı ve eylemleri .
Bu tür psikolojik farklılıkların varlığının bilinmemesi , ponerojenezin (kötülüğün doğuşunun) ilk kriteridir. yani, bu konunun bilinmemesi, karakteropat ve psikopatların tespit edilmeden rahatça hareket edebilecekleri bir boşluk yaratır.
bu psikolojik hastalığı bulaştıran karakteropat ve psikopatlar bir önceki enfeksiyon ajanları bölümünde açıklanmıştır. bununla birlikte, psikopatik ve karakteropatik bireylerin faaliyetlerinin türüne bağlı olarak , kötülük herhangi bir toplumsal düzeyde tezahür edebilir. psikopatların etkisinin kapsamı ne kadar genişse, zararı da o kadar fazla olur. bu nedenle, ailelerden, derneklerden, kulüplerden, cemaatlerden, kiliselerden, işletmelerden ve şirketlerden tüm uluslara varana dek herhangi bir ölçekteki insan toplulukları, psikopatların etkilerinden dolayı "enfekte olabilir" veya "kandırılabilir". bu tür makro-toplumsal kötülüğün en uç şekli "patokrasi" olarak adlandırılır.
“bu tür ponerojenik topluluklara atfedilen çeşitli isimleri listeleyebiliriz; çeteler, suç çeteleri, mafyalar… bir yandan kurnazca bir şekilde çıkar edinmeye çalışırken diğer yandan yasaları çiğnemekten kaçınırlar. bu tür topluluklar, hazırladıkları bir ideoloji adına ,toplumlara, kendileri lehine orantısız refah yaratan uygun yasalar koymak ve çıkarlar elde etmeye yönelik olarak siyasi iktidarı ele geçirmeyi arzularlar. ” (lobaczewski, 158 )
“çeteler, genç psikopatlara daima büyük fırsatlar sunar. onların fevri, bencil, duygusuz, egosantrik ve agresif eğilimleri, çetenin faaliyetlerinin çoğuyla kolayca karışabilir ve hatta destek görebilir . gerçekten de, şiddet yanlısı psikopatların yaptıklarının bundan daha fazla yanlarına kaldığı bir başka ortam zor bulunur. ” (hare, 176)
psikopatların rüyası, onları reddetmeyecek ve onları kurallara uymaya zorlamayacak, içinde serbestçe hareket edebilecekleri bir dünya ve bir sosyal sistem yaratma ütopyasıdır.
içinde yaşadıkları dünyanın ahlaki değerlerini ve geleneklerini anlamsız ve baskıcı bulan psikopatlar kendi yozlaşmış ve çarpık dünya görüşlerinin realite olarak kabul edildiği bir dünya hayal ederler, yani başka bir deyişle yalan, aldatma, başkalarını kullanma, zarar verme, öldürme gibi yolların onlar için meşru olduğu bir dünya hayal ederler.
psikopatlar herhangi bir yolla, hayallerinin hayata geçirilebileceği iktidar konumlarına ulaşmayı arzularlar. bir toplumda sahiden adaletsizlik varsa, psikopatların toplum düzeninin 'adaletsizliği' ile ilgili ifadeleri, toplumun ezilen ve adaletsizliklere maruz kalan kesimlerinde karşılık bulabilir. bu nedenle, devrimci doktrinler, hem psikopatlar hem de ezilen normal insanlar tarafından birbirinden farklı nedenlerle cazip bulunur.
ponerojenik topluluklar (kirli ittifak toplulukları), topluluğun bir bütün olarak bencil ve patolojik davranışlar sergilemesine neden olacak kadar çok sayıda patolojik birey içeren topluluklardır.
bu topluluklarda, psikopatlar ve karakteropatlar, topluluğun liderleri ve ideolojik hatipleri olarak işlev görürken, topluluğun üyesi olan akıl sağlığı yerinde insanlar ise tipik olarak psikopatolojiye maruz kalarak çeşitli psikolojik eksiklikler edinirler (yani psikopati ile enfekte olurlar) . topluluk üyeleri arasında akıl sağlığı yerinde olan ve psikopatolojiye karşı bağışıklığı yüksek olan topluluk üyeleri ise topluluktan atılırlar. bu topluluklar mevcut hükümetlere sızabilir veya hükümetleri "perde arkasından" etkileyebilir. bu amaçlara ulaşmak için rüşvet, şantaj, cinayet ve benzeri terör taktikleri kullanabilirler.
yapı: ponerojenik toplulukların komuta yapısı normal topluluklarınkine benzer: üyeler belli alanlarda uzmanlaşır ve birbirlerinin kuvvetlerini tamamlar. bu şekilde, farklı psikolojik kusurlara sahip farklı bireyler, kendi “yetenek” lerinin uygulanabileceği rolleri dolduracaktır. “ponerojenik bir topluluğun faaliyetinin ilk evrelerinde genellikle, ponerizasyon sürecinde ilham verme ya da büyüleyici nutuklar atma rolünü oynayan, genellikle paranoyak bireyler olan karakteropatların egemen olduğu görülmektedir. burada paranoyak karakteropatların gücünün, travma mağdurları, psikolojik yetersizliği olan bireyler ve gençler gibi daha az kritik zihin kategorisindeki bireyleri kolayca köleleştirmelerinde yattığını hatırlayın "(lobaczewski, 162).
ideolojik maske: topluluğun belirtilen hedefleri, gerçek doğası gereği genellikle değişkenlik gösterir. laf salatası ve insani değerler çoğu zaman gerçek niyetlerini gizlemektedir. örneğin, istihbarat örgütlerinin kamuya açıklanan “terörle mücadele, karşı istihbarat, uluslararası organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele" gibi amaçları ile gerçekte uyguladıkları terörizme destek, işkence, demokratik olarak seçilmiş liderlerin devrilmesi , diktatölüklere destek, uyuşturucu ve silah kaçakçılığının desteklenmesi, suikast gibi yöntemler arasındaki büyük farklar ideolojik maske örnekleridir.
ponerojenezin ilk kriteri: “tüm ponerojenik toplulukların ve kurumların ortak yanları, üyelerinin, patolojik bireylerin davranışlarını yorumlama yeteneklerini kaybetmeleri ve patolojik bireylerin davranışlarını büyüleyici, kahramanca veya melodramatik olarak algılamaları gerçeğidir” (lobaczewski, 158). bir topluluk patolojik etkiye yenik düştüğünde, kısa sürede topluluk üyeleri normal insan davranışını patolojik davranışlardan ayırt etme yeteneğini kaybeder. bu bağışıklık zaafiyeti ,bu tür bireylerin faaliyetlerinin enfekte edici etkisine karşı kapı açan bir şey haline gelir. bu tablo, tehlikeli toplulukları tanımlamak için de kullanılabilir.
karakteropati ve psikopati: karakteropatların egemen olduğu topluluklar oldukça ilkel faaliyetlerde bulunurlar ve bu nedenle normal toplum tarafından kolayca farkedilebilir ve yok edilebilirler. bununla birlikte, psikopatik liderler genellikle karakteropatlardan daha zekidir ve karakteropatik bireyleri itaatkar hizmetkarlar olarak kullanırlar. tutuklandıklarında, bu tür bireyler liderlerinin paramoral (sözde ahlaki) ideallerini kabul eder, topluluğun günah keçisi olarak hareket eder ve suçun çoğunluğunu üstlenirler. psikopatik liderler, bir suçlama sonucu mahkeme önüne çıktıklarında suçu astlarına atma eğiliminde olurlar. bunun geniş çaplı bir örneği, yüksek rütbeli subayların, verdiği emirler nedeniyle düşük rütbeli subayları günah keçisi yapmaları ve suçlamalarıdır.
primer ve sekonder ponerojenik topluluklar: küçük (bir gençlik çetesi) ya da büyük (nazi partisi benzeri bir parti) gibi ponerojenik kurumlar, psikopatik ve karakteropatik kişiliklerden oluşan bir nevi seçkin topluluğunu bir araya getirme eğilimindedir. dr. lobaczewski bu iki farklı ponerojenik kurum tipini birbirinden ayırt etmektedir:
primer ponerojenik topluluklar; başından itibaren, yasadışı (kötülük) araçları kullanarak kurucu üyelerine çıkar sağlamak için oluşturulmuş ve tasarlanmışlardır. lobaczewski, onları "örneğin suç çeteleri gibi anormal üyeleri en başından beri etkin olan ve topluluğun yaratılma süreci esnasında anormal üyelerin kötülüğü kristalleştirici bir katalizör rolü oynadığı topluluklar" olarak tanımlamaktadır, (lobaczewski, 160). Bu toplulukların antisosyal faaliyetleri ve ahlaki değerleri bariz olarak çiğnemeleri doğal olarak normal insanları iğrendirir ve bu nedenle bu toplulukların ponerojenik etkileri fazla yayılamadan bu topluluklar topluma karşı olan savaşlarını kaybederler.
sekonder ponerojenik topluluklar; "bağımsız ve cazip bir sosyal ideal ile kurulmuşken sonradan ahlaki yozlaşmaya uğrayan topluluklardır. bu dejenerasyon, topluluğun enfekte olmasına ve patolojik faktörlerin topluluk içerisinde aktive olmasına yolaçan bir kapı açar ve daha sonra topluluk kısmen yada tamamen ponerize olur." (lobaczewski, 160).
hükümetler, ideolojiler ve dini kurumlar , psikopatolojiler ve diğer ahlaki zafiyetler konusunda farkındalığı eksik olan insanlar tarafından kurulan ve yürütülen kurumlardır. bu farkındalık eksikliği , bu kurumları gizli enfeksiyona ve ardından psikopatlar ve karakteropatlar tarafından ele geçirilmeye açık hale getirir. bu kurumların uzun süredir varlığını sürdürmeleri ve uzun süredir devam eden bir geleneğe sahip olmaları çok daha fazla itibarları ve çok sayıda üyeleri olmasına olanak tanır: bazı sosyal veya politik amaçlara yönelik çalışan bir örgüt çok sayıda normal insan tarafından kabul edildiğinde (örneğin, evanjelik hristiyan kilisesi), topluluğun ponerize edilmesi psikopatolojinin çok daha geniş bir insan kitlesini yayılmasına olanak sağlar. bu yönüyle sekonder ponerojenik topluluklar, primer ponerojenik topluluklardan farklıdır. primer çeşitteki ponerojenik topluluklar temel olarak kriminolojinin ilgi alanındadır; asıl kaygı duyulması gereken sekonder ponerojenik kurumların toplumu ponerize etmedeki habis rolüdür.
bir topluluk, içindeki psikopatik unsurlar tarafından ele geçirilmesinden sonra (örneğin, amerikan cumhuriyetçiliğinin neo-muhafazakarlar tarafından ele geçirilmesinden sonra) , ponerojenik topluluk, topluluğun geleneksel değerlerinin bir “maskesi” nin arkasına saklanarak gizlenir. bu durum, bu değerlerin açıkça çarpıtıldığı ve göz ardı edildiği gerçeğine rağmen gerçekleşir. örneğin, böyle bir topluluk yasaları çiğneyerek ve yalnızca iş başındakilere çıkar sağlamak üzere şiddete yönelip saldırıya yönelik savaşlar başlatsa, böyle bir topluluğunun normal üyeleri, bu davranışların psikopatolojik sapkınların işi olduğunu idrak etmeksizin safça bu tür sapkın davranışlara sahip çıkarlar. nesnel olarak meselenin iç yüzünü görmek istemeyenler için patoloji saklı kalır. çarpık gerekçeler ve hazırlanan çarpık ideolojiler yayılır; bilinçaltında öncül verilerin seçilmesi ve ikamesi süreçleri gerçekleşir (bkz: "5.3.bilinçsiz süreçler - konversif düşünce" bölümü) ve patoloji, bir akıl sağlığı maskesinin arkasına etkili bir şekilde gizlenir. “partiye” ait olanlar, muhalifleri pasifist, sosyalist, liberal veya terörist etiketleri ile ya da eleştirilerini geçersiz kılmak için en etkili olan etiketler hangileri ise o etiketlerle etiketleyecektir. maalesef hükümet, diğer uluslara karşı davranışlarında daha patolojik ve daha bencil hale gelecek ve hükümet, bu sapkın psikolojik yönlerinden arınıncaya yada bu yönler hükümetin kendi kendisini yok etmesine yol açana kadar bu durum devam edecektir.
aynı dinamik kişilerarası ilişkilerde de ortaya çıkar. örneğin, kibar, akıllı, saygın bir adam olarak ün yapmış psikopat seri katil ted bundy'i ele alalım. birkaç genç kadını öldürmekle suçlandığında, tanıdıkları ted bundy'i var gücüyle savunuştur. bu kişilerarası dinamik, makro-toplumsal dinamikle benzer yapıdadır. bu tür bireyler (psikopatın tanıdıkları), psikopatın kurbanlarını ve psikopatı suçlayanları kötüleyecektir. bu durum hem mağdurlar üzerinde olumsuz bir etki yaratır hem de failin sapkın davranışlarını sürdürmesini teşvik eder.
makro-toplumsal hastalıklar: sosyal hastalık, iki koşuldan biri altında makro-toplumsal olarak adlandırılabilir:
- ponerojenik süreçler, bir toplumun bütün egemen sınıfını kapsarsa veya
- normal insanların muhalefeti büyüleyici nutuklar, sansür ve fiziksel zorlamanın kitlesel kullanımı yoluyla engellenirse.
makro-toplumsal hastalığın tüm formları ve varyasyonları için geçerli gözüken iki aşaması vardır: histeri ve patokrasi.
bireysel ölçekte, insanlar enfeksiyon ajanlarının (yani psikopatların ve karakteropatların) psikolojisini özümseyebilir; topluluk ölçeğinde ise patolojik insanlar (yani enfeksiyon ajanları, yani psikopatlar ve karakteropatlar) bir ittifak oluşturabilir veya normal insanlar tarafından oluşturulan bir topluluğu yada bir kurumu ele geçirebilir; ve bunun sonucunda toplumsal ölçekte, iktidar pozisyonundaki psikopatların etkisi, çok sayıda insanın kültürünü ve değerlerini büyük ölçüde deforme edebilir.
bu, psikopatların toplumda daha güçlü bir iktidar ve etki pozisyonu oluşturmalarını sağlayan enfeksiyon sürecidir. bir ideolojik topluluk ya da toplumsal kurum kendileri enfeksiyon ajanı olmasalar da , ponerojenik etki altında yandaşlaştırılarak bir araç olarak kullanabilir ve tarihsel döngüde iyi zamanlar boyunca zayıflayan psikolojik anlayış, toplumu bu dönüşüm sürecine karşı savunmasız kılar.
bir topluluğun ponerizasyonundaki ilk adım, genellikle topluluğun orijinal ideolojisinin ahlaki olarak çarpıtılması şeklinde ortaya çıkar. ahlaki yada yasal basit kavramların varlığı , psikopatların varlığına ya da topluluğun ideolojisinin psikopatlarca çarpıtılması üzerindeki olası etkilerine ilişkin eleştirel düşünce yeteneğini zafiyete uğratır. bu gibi doktriner kavramlar neo-muhafazakar ideolojide yaygındır. örneğin, (sözde teröre karşı savaşta) “ya bizimle berabersin ya da bize karşısın” ve “terörist” “terörist sempatizanı” ve “şüpheli terörist” etiketlerinin muhalifleri linç etmek, eleştirileri bastırmak ve mahalle baskısı yaratmak amaçlarıyla tamamen keyfi olarak kullanılması, bu çarpıtmaların tipik örnekleridir.
tıpkı herhangi bir insanın hayatında dönem dönem psikolojik ya da fizyolojik bağışıklık zayıflıkları yaşamasının normal olduğu gibi, topluluklar yada kurumlar da bu tür bağışıklık zayıflamaları yaşarlar. Bu tür bağışıklık zayıflamalarına yol açan baskı, diğer toplulukların etkisinden, artan histerik bir durumdan veya çevredeki genel bir manevi krizden kaynaklanabilir.
doğru akıl yürütme ve eleştirel düşünme becerilerinde ortaya çıkan zayıflık, psikopatların ve karakteropatların aktivitelerinin topluluğa sızması için bir kapı aralar, bu etkiler daha sonra ahlaki ve entelektüel işlevleri daha fazla zafiyete uğratır.
bu psikopat yada karakteropat bireyler normal insan muammelesi gördükçe, toplulukta daha aklıselim olan bireyler topluluktan daha fazla ayrılma eğiliminde olacaktır. bu ayrılmalar sonucu topluluk yeterince patolojik hale geldiğinde, kalan üyeler topluluğun yeni yönünün (örneğin, “hepsini adalet ve demokrasi gereği öldürmeliyiz” gibi söylemlerinin) ahlaki mi yoksa psikolojik terör mü olduğu konusunda ikileme düşerler. daha aklıselim bireyler topluluktan ayrıldıklarında, yerlerine psikolojik anomalileri olan bireyler topluluğa girerek, akıl sağlığı maskelerini daha sık çıkartmaya başlarlar. Başına ne geldiğini tam olarak anlayamadan, böyle bir topluluktan çıkarılan normal bireyler çok fazla acı çekerler, topluluktan ayrılma aşamasında da uzun süreli bir travmaya ve psikolojik çarpıtmalara maruz kalmış oldukları için, eski dengelerini yitirirler. Bu nedenle, dışarı çıksalar bile ruhsal olarak hâlâ patolojik etkilere açıktırlar ve bazen orijinal ideolojilerinden de koparak, daha “kirlenmiş” veya radikalleşmiş bir yola sapabilirler.
yeni üyeler topluluğa alınmadan önce psikolojik süzgeçten geçirilmeye başlanır, topluluğa bağımsız karaktere sahip veya psikolojik olarak sağlıklı olan kimselerin girmesine izin verilmez. (halbuki bu tür süzgeçler ilk başta normal insanlar tarafından topluluğa psikopat ve karakteropatların girmesini önlemek için kullanılmış olmalıydı.) kısacası, deliler tımarhaneyi ele geçirir.
ponerizasyon aşamaları: psikopat ve karakteropatlar, topluluğu ilk enfekte ettiklerinde, topluluk orijinal karakterinin çoğunu korur. fakat nihayetinde, daha normal üyeler bir kenara itilir ve örgüt sırlarından mahrum bırakılır; bunun üzerine bazıları topluluktan ayrılır. ardından "psikopatlar" , giderek ilham verici ve liderlik pozisyonlarını ele geçirirler. normalde perde arkasında kalmayı sevmelerine rağmen, temel psikopatların rolü yavaş yavaş büyür. en büyük sosyal ölçekteki ponerojenik topluluklarda, liderlik rolü genellikle, daha kolay sindirilebilen ve temsil yeteneği yüksek olan karakteropatlar tarafından oynanır. frontal karakteropati veya daha sağduyulu bir kompleks sık rastlanan örneklerdir. ”(lobaczewski, 162)
üyelerin giderek daha çok patolojikleştiği ilk evreyi tanımak özel psikolojik ve olgusal bilgiler konusunda uzman olmayı gerektirir. ikinci evre , daha istikrarlı ve açık bir şekilde patolojiktir. bu evre, çoğu normal insan için kolayca görülmekle birlikte, normal insanların çoğu, ponerolojide normal insanlar ile psikopat ve karakteropatların psikolojik farklarını bilmeyen normal insanlar bu evreyi ponerolojik olarak değil ahlaki veya sosyolojik terimlerle tanımlama eğiliminde olacaktır.
zamanla, topluluk daha fazla ponerize olurken, ilk başta böyle bir topluluğa liderlik eden hatipler, ideolojiyi propaganda amacıyla yeniden ambalajlamakla görevlendirilirken, liderlik rollerini psikopatik bireyler üstlenir , bu esnada , “normal” topluluk daha fazla sayıda karakteropat birey edinir.
topluluk propagandası lider’in gerçek gücünü olduğundan daha fazla gösterir. gerçekte ise bu lider tiyaro oynayan yönetmenli bir aktörden başka bir şey değildir. bu lider birliğin çıkarlarına bağlıdır. ponerojenik topluluklarda bu pozisyon genelde bazı eleştirel yetenekleri ve temsil kabiliyeti yüksek olan karakteropat bir kişi tarafından işgal edilir. bu lideri tüm kötücül planlara ve kriminal hesaplamalara sokmak, verimsiz olur. seçkinlerin bir kısmı ile birlikte, sahnelerin arkasına saklanan bir topluluk psikopat birey, lideri kukla gibi oynatır. (örneğin bormann ve kliğinin adolf hitler'i oynattığı gibi) . lider kendisine verilen rolü yerine getirmezse, genellikle birliğin seçkinlerini temsil eden bir kliğin onu öldürecek veya başka şekilde icabına bakabilecek bir konumda olduğunu çok iyi bilir.
aşağıdaki video dünya liderlerinin patolojik doğasını çok vurucu şekilde anlatmaktadır.
maalesef videoda türkçe altyazı bulunmamaktadır, bu nedenle videoda bulunan yazıların türkçe çevirisini aşağıda bilginize sunuyoruz:
4.1. PARALOJİ - SAFSATALAR
bir düşünceyi ifade ederken yada anlamaya çalışırken yapılan yanlış çıkarımların tamamına safsata denir. safsatalar, görünüşte ikna edici ve geçerli gibi dursa da , dikkatle incelendiğinde geçersizliklerini ele veren sahte önermelerdir, başka bir deyişle safsata: kusurlu şekilde akıl yürütülmesi, muhakeme yetisinin yanlış yönde kullanımı manasına gelmektedir.
safsata örnekleri:
" "eğitim ve sağlığa bütçeden daha çok pay ayrılmalı" diyorsun, zaten bütün vatan hainleri , aynen senin gibi, savunma bütçemizi azaltarak vatanımızı düşmanlara karşı savunmasız bırakmaya çalışır."
"obezitenin artışı ile ormanların azalması birbirine eşlik ediyor, eğer obeziteyi ortadan kaldırırsak, orman alanları artar."
4.2. PARAMORALİZM - AHLAKİ ÇARPITMALAR
paramoralizm, gayrı-ahlaki bir amacı, ahlaki gibi gözüken bir ifade kullanarak meşru kılma çabasına denir.
ahlaki değerlerin var olduğu ve bazı eylemlerin, bu değerleri ihlal etse bile meşru sayılabileceği inancı, tarih boyunca pek çok toplumda gözlemlenen eski ve yaygın bir fenomendir. Bu durum, ahlaki doğruluk için kesinlikle yeterli olmasa da, insanın derinlerinde bir “bağışlama veya hoşgörü” eğiliminin bulunduğunu gösterir. çünkü insanlar, kimi zaman objektif olarak ‘kötü’ denebilecek eylemleri dahi, kendilerine sunulan ‘ahlaki’ kılıflarla meşrulaştırabilir. böylece, ahlaki sloganlarla çerçevelenen herhangi bir ifade —kullanılan kriterler yalnızca geçici ya da çarpıtılmış olsa bile— çoğunlukla ikna edici hale gelir. bu tür bir akıl yürütme biçimi, literatürde “paramoralizm” olarak adlandırılır; herhangi bir eylemin sözde ahlaki veya sözde gayriahlaki ilan edilmesini mümkün kılar. sonuç olarak, psikolojik bağışıklığı zayıf olan pek çok insan, bu manipülatif söylemlere kolayca kanıp gerçeği göremeyebilir
paramoralizm örnekleri:
“her şeyde olduğu gibi, doğa en iyi öğretmendir. .... insanın neden doğa kadar acımasız olmaması gerektiğini anlamıyorum.”
-adolf hitler
“özgürlüğünüzü hiç kaybetmediyseniz, onu hafife almak kolaydır.”
-dick cheny
4.3. YENİSÖYLEM
george orwell'in 1984 adlı romanında geçen, kurgusal totaliter devlet okyanusya'yı yöneten parti 'nin insanların düşünce biçimlerini kısıtlamak amacıyla oluşturduğu dile yenisöylem denir, sınırlı bir kelime dağarcığı ve dil özellikleri olan yenisöylem, insanların düşünme yeteneklerini zayıflatarak partinin ideolojisini desteklemek ve muhalefeti engellemek amacıyla tasarlanmıştır.
yenisöylem kurgusal bir dil olmakla birlikte, günümüzde konuşma dilinde yalın gerçeğin tam tersini söyleyen yada gerçeği saklayan ifadeleri nitelemek amacıyla da kullanılır.
günümüz dilinde yenisöylem örnekleri:
-açık kader = 19.yy'da ABD'nin yerli halkın soyunu kırması ve toprağını çalması
-önleyici hamle = bir kışkırtma olmaksızın saldırmak
-tali hasar = sivillerin öldürülmesi
-etkisiz hale getirmek = öldürmek
-ılımlı muhalifler = silahlı teröristler
4.4. TERSİNE ABLUKA
tersine abluka yöntemi psikolojik bir manüplasyon yöntemidir. bu yöntemde bir gerçeğin tam tersi iddia edilir ve bu ters iddia ısrarla dile getirilmeye devam edilir. çoğu insan bu şartlar altında gerçeği bir olasılık olarak görmekten vazgeçmekte ve gerçek ile ilgili kendi görüşünü değiştirerek gerçeği, gerçek ile tersinin ortalarında bir yerde arama eğilimine girmektedir.
örnek:
kurban: "bu renk siyahtır." (o renk sahiden siyahtır.)
psikopat: "hayır, kesinlikle beyazdır."
kurban: "madem o kadar ısrarlısın, tereddüte düştüm, acaba gri mi desek?"
4.5. ŞİZOİD BEYAN
şizoid beyan terimi, şizoid psikopatların insanlığa karşı olan tutumlarını ifşa ettikleri (başka bir deyişle ağzılarından kaçırdıkları) tipik beyanları anlatmak için kullanılır.
dr. lobaczewski'ye göre şizoid beyanlara, şizoid psikopatların yazılarında ve konuşmalarında sıkça rastlarız.
şizoid beyan örneği : "insan doğası o kadar kötüdür ki, insan toplumundaki düzen, ancak yüksek nitelikli elit bireyler tarafından daha yüksek bir fikir adına yaratılmış çok güçlü bir iktidarla korunabilir."
şizoid psikopatlar aşırı duyarlı ve güvensiz olmalarının yanısıra başkalarının duygularını farketmeyen ve umursamayan bir yapıdadırlar. yüksek mevkilere tırmanma eğilimindedirler ve kendilerine yapılan küçük saldırılara çok ağır misillemeler yapmaya isteklidirler. bazen eksantrik ve gariptirler. zayıf psikolojik durumları ve gerçeklikten kopuklukları , başkalarının niyetlerini hatalı ve aşağılayıcı şekilde yorumlamalarına neden olur. görüntüde ahlaki olan, ancak özünde kendilerine ve başkalarına zarar veren tarzda etkinliklere kolaylıkla dahil olurlar. zayıf psikolojik dünya görüşleri, onları insan doğası konusunda genellikle karamsar yapar.
ironik olarak, şizoid psikopatların ve onların çarpık gerçekliklerinin etkisi altında, normal insanların da insan doğası üzerine görüşleri bozulmaya uğrar. bu tür şizoid beyanlara karl marx , friedrich engels, thomas hobbes ve çeşitli önde gelen muhafazakar entelektüellerin eserlerinde açıkça rastlanmaktadır.
bir okuyucu, açıkça formüle edilmiş bir şizoid beyanı, o beyanın yazarının muhtemel karakterine karşı açık bir uyarı işareti olarak kabul etmelidir. ne yazık ki, çok az kişi bu uyarı işaretinin farkındadır. şizoid yazarların ürettiği eserleri okurken - bu eserler açık şizoid beyanlar içerse bile çoğu insan bu beyanlara patolojinin çarpıttığı gerçeklik görüşü olarak değil, üzerinde düşünülmesi gereken herhangi bir fikir olarak yaklaşır.
öncelikle çoğu okuyucu bu tür eserleri, niteliklerinin farkında olmadan ya onları reddetme (örneğin, belirli bir nedenin farkında olmadan ahlaki bir iğrenme hissetme) ya da "eleştirel bir şekilde düzeltme" eğilimindedir. ikinci olarak çoğu okuyucu, şizoid beyanları kendi "normal insan doğalarına" göre yeniden yorumlama, bariz hataları önemsizleştirme ve şizoid beyanları kendi daha zengin psikolojik anlayışları bağlamında ele alma eğilimindedir. şizoid beyanların normal insanlar tarafından bu şekilde yumuşatılması onları daha mantıklı ve daha ölçülü hale getirir, ancak bu beyanlar buna rağmen beyanın kaynağının patolojik etkisinden tamamen kurtulamaz.
hem psikopatolojisi olan hem de sosyal adaletsizlikten zarar görmüş azınlık bir okuyucu kitlesi, şizoid beyanları kritik düşünce süzgecinden geçirmeden olduğu gibi kabul eder yada bu beyanların kavramlarını acımasızlaştırmaya devam edebilir. bu acımasızlaştırıcı yorumlar genellikle psikopatlar ve karakteropatlar tarafından yapılır.
şizoid psikopati ve onun karakteristik bulguları gözönünde tutulduğunda şizoid beyanlar yapan yazarların eserlerine kritik düşünce süzgecinden geçirerek yaklaşmak gerekir. örneğin karl marx'ın eserleri gibi eserler bazı değerli unsurlar içerebilir, ancak bunların bir bütün olarak doktrinden ve patolojik eksikliklerinden ayırt edilmeleri gerekir.
rahatsız edici bölücü unsurlar içeren eserlerden herhangi birisini okurken, açıkça formüle edilmiş bir şizoid beyan olup olmadığını ve diğer karakteristik açıkların herhangi birisinin olup olmadığını dikkatlice incelemeliyiz. böyle bir yaklaşım, eserlerin içeriklerine uygun bir kritik mesafe kazanmamızı ve potansiyel olarak değerli olan unsurları doktriner materyalden ayırt etmemizi kolayylaştıracaktır. bu yaklaşım , birbirinden çok farklı yorumlamaları temsil eden birden fazla kişi tarafından yapılırsa, algı yöntemleri birbirine yaklaşacak ve itiraz nedenleri ortadan kalkacakır. diğer taraftan böyle bir projenin psikolojik bir deney olarak ve uygun zihinsel hijyen edinme amaçlarıyla yürütülmesi de denemeye değerdir.
ahlaki yorumlama: çoğu zaman biz insanlar, düşüncelerimizi adeta o düşünce kendi düşüncemiz olduğu için en iyi düşünce imiş gibi, ahlaki bir yargılama ile donatırız. bu düşünme tarzını, davranışlarını uygunsuz gördüğümüz başkalarına yansıtır ve bu tür bireyleri yönlendiren biyolojik/psikolojik koşulları anlamaya çalışmak yerine, bu bireylerin olumsuz niyetleri olduğunu düşünerek, onların davranışlarını ahlaki olarak "kötü" kabul ederiz. bu durum çoğu insanın ‘ahlaki kötü’ ile ‘biyolojik kötü’ yü ayırt edememesinden kaynaklanır. oysa psikopatlar ve karakteropatlar ahlaki olarak değil biyolojik/psikolojik olarak kötüdür. psikopat ve karakteropatların varlığını gözönünde bulunduran bir 'ahlaki yaklaşım' tanımlaması şu şekilde yapılabilir: "eğer kişi biyolojik olarak ahlaki seçimler yapma kabiliyetine sahip bir bireyse , ahlaki kötülük, kötü seçimler yapmaktan ibarettir, aksi halde ahlaki kötülük değil biyolojik/psikolojik kötülük söz konusudur."
psikopatlar empati kuramazlar , sempati duyamazlar ve nasıl davranacakları konusunda bilince ve vicdana dayalı gerçek bir seçim yapamazlar. diğer insanları sadece çıkarlarına hizmet eden nesneler olarak görebilirler. tabiri caizse “bu konuda donanımları eksiktir”. genetik kodları onları yırtıcı davranışlara yöneltir. onlar, robert hare'in dediği gibi, insan türünü avlayan yırtıcılardır.
ahlaki yorumlama eğilimi , intikam arzusu gibi daha fazla ponerojenik (kötülük doğuran) faktörün (unsurun) kapısını aralayan hatalı davranışlara yol açar. “hiçbir şey insan davranışını ahlaki olarak yorumlama eğilimimiz kadar çok ruhumuzu zehirleyemez ve bizi gerçeği daha nesnel olarak anlama yeteneğimizden yoksun bırakamaz.” (lobaczewski, 149)
eleştirel olarak düzeltici yorumlama: insanlar genellikle hitler gibi psikopatların ve karakteropatların sözlerinin ve eserlerinin içerdiği patolojiyi olduğu gibi görmek yerine bu sözlerdeki ve eserlerdeki çok bariz hataları önemsizleştirerek ve kendi sağduyulu ve vicdanlı anlayışlarını, bu yeteneklerden yoksun birinin çalışmalarına yansıtarak düzeltme eğilimindedir.
kendi kendini koruma refleksleri: grubumuza tehdit teşkil eden bireylere karşı içgüdüsel düzeyde kodlanmış reflekslerimiz mevcuttur. bu reflekslere, poenerizasyona kapı aralayan ahlaki yorumlama eşlik eder.
normal psikolojik tipler arasındaki farklılıklar: normal insanlar arasında, içgüdüsel özün dinamizmi farklıdır. bazıları için, mantık duygusal içgüdüyü bastırırken ; başkaları için duygusal içgüdüler mantığı bastırabilir, gerçekliğe nesnel bir bakış açısı ile yaklaşmaya çalışırken bu farklılıklar dikkate alınmalıdır.
evrensellik eksikliği: doğal dünya görüşü insanlığın büyük çoğunluğu için geçerli olmakla birlikte psikopatlar ve karakteropatlar için geçerli değildir. yaşamlarımızı yalnızca duygusal düşüncemiz ve mutluluğun arayışıyla yaşamayı başarırız, ancak bunlar psikopatolojiyle uğraşırken yetersiz araçlardır.
doğal dünya görüşünün egotizmi: doğal dünya görüşüne sahip olan ve psikolojik, toplumsal, ahlaki açıdan son derece gelişmiş olan bazı insanlar, kendi dünya görüşlerini başkalarını yargılamak için nesnel bir temel olarak görme eğilimindedir. bu, insancıl ilkelere dayanması nedeniyle egotizmin zararsız biçimi olsa da, bu dünya görüşünün kapsamadığı istisnalar olma olasılığını kabul etmeyi reddetmesi nedeniyle, makro-toplumsal hastalığa karşı önlemlerin etkili olmasını engelleyici bir etki yaratır. örneğin, tüm insanların eşit doğup tanrı'nın görüntüsünde yaratıldığı inancı, patolojik bireylerin ve onların çarpık dünya görüşlerinin "eşitlikçi" bir kabulüne yol açabilir. benzer dinamikler ifade özgürlüğü, mutluluğu sürdürme özgürlüğü, insanlığın “iyiliği” gibi diğer ideolojilerde de ortaya çıkar. objektif bir dünya görüşü insancıl sloganlara değil pratik ve biyolojik gerçeklere dayandırılmalıdır.
5.2. HAYAT ŞARTLARI
- political ponerology: a.m. lobaczewski
- the mask of sanity: hervey cleckley
- snakes in suits: when psychopaths go to work : paul babiak & r.d. hare
- Get link
- X
- Other Apps
eline ve beynine sağlık fatih
ReplyDeleteteşekkür ederim Ali abi, lobaczewski abinin beynine sağlık, toprağı bol olsun.
DeleteMutlaka Türkçeye kazandırılmalı bu kitap. Özet çeviri için teşekkürler.
ReplyDelete