SON MESAJ (ÖZET ÇEVİRİ) GEERT VANDEN BOOSCHE

 

Geert Vanden Boosche Dünya'daki üst düzey virolog ve aşı bilimcilerden biridir. Akademik kariyerinin yanısıra çok sayıda aşı firmasında AR&GE çalışmasında yer almıştır (GSK Biologicals, Novartis Vaccines, Solvay Biologicals). Bill & Melinda Gates Vakfı bünyesinde Global Health Discovery segmentinde çeşitli program yöneticilikleri yapmıştır. Pek çok yayımlanmış bilimsel çalışması vardır. Global Alliance for Vaccines and Immunization (GAVI) ve DSÖ bünyesinde Ebola Aşıları Program yöneticiliği yapmıştır. German Center for Infection Research bünyesinde Aşı Geliştirme Bölümünün yöneticiliğini yapmıştır. Bu yıl içerisinde küresel sağlık otoritelerine defalarca çağrıda bulunarak, kitlesel aşılamanın bu tür virüsler ve bu pandemi için uygun olmadığını tam tersine ciddi kitlesel problemler doğuracağını (örneğin ADE-Antikora bağlı genişleme etkisi nedeniyle oluşabilecek tehlikeli varyantlar gibi) ve çok daha ciddi ve ölümcül salgın dalgalarına sebep olacağı, bu sebeple durdurulması gerektiği yönünde uyarılar yapmıştı.

Kim haklı, kim haksız?

Hiç bitmeyen, kitlesel aşılama işe yarar mı yaramaz mı tartışmasını doğru şekilde yorumlayabilmek için anlaşılması gereken önemli hususlar var :
1- Pandemiler statik değil dinamik olaylardır.
2- Pandemiler bünyelerinde hem yıkıcı, zararlı hem de faydalı ögeler barındırırlar (ölümler, ölüm oranları ve sonuçta ulaşılan sürü bağışıklığı geliştirmiş nesiller gibi)
3- Pandemi dalgaları toplumun farklı yaş gruplarını farklı zaman dilimlerinde vurur.
4- Normalde, hatta doğal olarak pandemiler kötü haberlerle başlar (ölümler) ve çok sayıda iyi haberle biter (nüfusun tamamının sürü bağışıklığıyla korunması)
Buradan yola çıkarak; pandeminin son durağı olan sürü bağışıklığına ulaşılıncaya kadar, pandemi sürecinin herhangi bir noktasında yapılacak hükümsel bir değerlendirme ancak ve ancak o ana ilişkin bir görüntü (snapshot) olabilecektir.
Bu gerçeği göz önünde bulundurarak, örneğin pandeminin ilk dalgası sonlandığında ve ölüm oranları düşmeye başladığında, hatalı bir şekilde pandeminin sona ermekte olduğu hükmüne varabilirsiniz. Bu hataya ancak, Sürü Bağışıklığının (SB), risk altında olup da hayatta kalmayı başarabilen kişi sayısı ve sağlam bir bağışıklık oluşumu düşük ise, henüz erişilmemiş olduğunu anlayamazsanız düşersiniz.
İşte bu sebeple, 1. dalgadan sonra virüs yeni bir saldırı başlatır. Bunun sonucunda toplumun bir sonraki yaş dilimindeki kimseler hastalıkla tanışır. 2. Dalganın hayatta kalanları da yaşam-boyu koruyucu bir bağışıklığa sahip olurlar ve bu da toplumsal sürü bağışıklığı oluşumuna bir kaç tuğla daha ekler.
Virüsün saldırgan, adım adım bir strateji eşliğinde ilerlemesini mümkün kılan mekanizma karmaşıktır (geçmiş yazılarımda bunu anlattım). Toplumun bağışıklık kapasitesinin tam SB'a ve buna bağlı olarak bulaşmanın kontrol altına alınmasına değin çok sayıda dalga gerçekleşebilir.
Şunu bilmek önemlidir : Yüksek seviyedeki temel toplumsal doğal bağışıklık seviyesi virüsün tüm nüfusu yok etmesini engeller. Bu bağışıklık kapasitesinin bir kısmı, enfeksiyon baskısı arttıkça erozyona uğrasa da, hastalanan kişilerin iyileşmesinin hemen ardından, sağlam doğal yollardan kazanılmış bağışıklıkla tekrar yükselir. Bu mekanizma, taşıyıcı nüfusun virüsü kontrol altında tutarken, bir yandan da virüsün asemptomatik bir şekilde yayılmasına olanak tanır. SARS-Cov-2 ancak bu şekilde bir endemiye dönüşebilirdi.
Böyle bir durumda, kısa süreli salgınlar, örneğin geçmişte asemptomatik olarak enfekte olmuş belirli sayıda kişinin doğal bağışlık sistemi yüksek enfeksiyon baskısı altında kaldığında, arasıra ortaya çıkardı (standart grip salgınları gibi). Yani doğanın kendisi, virüs ve toplum arasındaki etkileşimi, koruyucu sürü bağışıklığı ve virüsün hayatta kalması arasındaki homeostatik bir dengeyi sağlayarak şekillendirirdi.
Şimdi bir de SARS-CoV-2 pandemisine insani müdahelenin (aşılar, kapanma ve maske gibi önlemler) etkilerine bakalım. İnsani müdahelenin de hem zararlı hem de yararlı etkileri vardır ve bunlar hem yaşa bağımlıdır hem de zamana bağlı olarak değişim gösterir. Daha da önemlisi İnsani müdahelenin etkileri, doğal pandemi sürecinin evrimsel dinamiklerinin etkileriyle birbirine karışır.
Örneğin enfeksiyon engelleyici önlemler kısa vadeli faydalı sonuçlar verebilir, çünkü virütik yayılımı azaltarak, zarar görebilecek toplum kesimlerindeki ölüm oranlarını düşürebilir (örn. yaşlılarda). Buna karşı; uzun vadede, doğal bağışıklık mekanizmasını öncül savunma olarak kullanan kesimlerde (örneğin çocuklarda), doğal bağışıklık mekanizmalarının yetersiz şekilde antrene edilmesine ve tembelleşmesine neden olur.
Aynı şekilde, kitlesel aşılama kampanyaları, kısa vadede virüs yayılmasını azaltarak ve hastalıktan en çok etkilenebilcek yaşlı ve kronik hasta kişileri koruyarak, faydalı etkiler gösterir, ama nihayetinde daha enfekte edici varyantların çoğalmasını tetikler.
Bu varyantların (orijinal virüse göre) daha baskın hale gelip, daha fazla dolaşımda olması (Mayıs 2021 sonrası gördüğümüz durum) viral enfeksiyon baskısının yeniden artmasını ve buna bağlı olarak aşılanmamış toplum kesimlerinin (daha genç nüfus ve çocuklar) doğal bağışıklık sistemlerinin erozyona uğramasına sebep olur ve bunun sonucunda da onları Covid-19 hastalığına karşı daha savunmasız hale getirir.
Başıbaşına bu gerçek pandeminin orta yerinde başlatılan kitlesel aşılama kampanyalarının yalnızca SARS-CoV-2'nin daha fazla hastalığa ve ölüme sebebiyet vermeyle sonuçlandığını açıklamaktadır. Bu kitlesel aşılama kampanyaları sebebiyle, ölüm dalgaları daha uzun süreler devam edecektir, çünkü toplumun SB geliştirmesi için gerekli olan, doğal bağışklıktaki erozyonu karşılamak için gereken hastalığı atlatan (iyileşen) birey sayısı daha fazla olmak zorunda kalacaktır.
Tüm bu faydalı ve zararlı etkilerin birbirleriyle iç içe geçtiği, ortalama toplum segmentlerinin çok katmanlı bu fenomenden, zaman içerisinde değişen şekilde lehte veya aleyhte etkilendiği gözönüne alındığında, en ufak bir insani müdahelenin faydalı mı yoksa zararlı mı etkiler doğuracağına karar vermek çok zor ve karmaşık bir sorundur. Tüm bunlar, sizin bitiş-noktası olarak (örneğin enfeksiyona karşı korunmaya karşı hastalığa karşı korunma) neye baktığınıza göre değişir.
Diğer yandan, enfeksiyon(yayılma) önleyici önlemlerin dereceleri, aşılanma oranları ve yeni dominant varyantların dolaşıma çıktığı zaman dilimleri ve enfekte etme oranları ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye dramatik değişimler gösterir.
İşte tam da bu sebeple, şu an uzmanların bir kısmı kitlesel aşı kampanyalarına bardağın dolu tarafına bakar gibi (aşılar işe yarıyor!), bir diğer kısmı da boş kısmına bakar gibi (aşılar ise yaramıyor!) bakmaktadır.
Konu tam olarak budur : Yalnızca hastanelik olmayı ve ağır covid-19 hastalığını önleyici bir aşı, bir pandemi ile savaşmak için yeterli değildir.
Bu sebeple bunlar, küresel sağlık perspektifinden, hatta toplumsal sağlık perspektifinden bakıldığında, bir pandemi esnasında yürütülen kitlesel aşılamanın başarısını değerlendirmek için yeterli kriterler değildirler.Bu kriterleri, pandemi üzerindeki kontrol seviyesinin bir göstergesi olarak görmek, kaçınılmaz olarak ölüm oranlarında daha yüksek dalgalanmalarla sonuçlanacaktır.
"Bulaşma engelleyici olmayan" aşıların bir pandemiyi hiç ama hiçbir zaman kontrol altına alamayacağına hiçbir şüphe yoktur, geçici bir süreliğine hastalığa karşı koruyucu olsalar da. Yalnızca bir süreliğine mi? Evet öyle elbette. Bir yandan artışta olan bağışıklık baskısını, bir yandan da artışta olan enfekte edici virütik baskıyı hesaba katan genomik epidemiyolojistlerin, bu pandemi lunapark korku treninin durmadan önce, bizleri anti-spike antikorlara karşı tamamen direnç geliştirmiş virüs uçurumuna yuvarlayacağından hiç bir şüpheleri yoktur.
Bu durum, yüksek enfekte oranına sahip farklı varyantların yarattığı salgınların bir araya gelerek, büyük bir girdaba dönüşeceği ve artık birbirilerinden ayırt edilemeyeceği noktadır. Bu evrimsel durumun ilk fazları şu an bazı yüksek oranda kitlesel aşılama oranına ulaşmış ülkelerde gözlemlemeye başladığımız durumdur (örn. İsrail). ABD ve İngiltere gibi bazı diğer ülkelerin de aynı fazı yaşayacağına hiç şüphe yoktur.
Hatta bu ülkeler şimdiden, (virüsün) anti-spike antikorlara karşı gittikçe artan direncine bağlı olarak öncelikli faydalı etkilerden (örn daha düşük şiddetli hastalık) öncelikli zararlı etkilere (daha şiddetli hastalık) doğru bir geçişe başlamış durumdalar (aşılı olanlar ile aşısız olanlar arasıundaki karşılaştırmada).
İçerisinde bulunduğumuz mevcut durum oldukça problemlidir çünkü toplumun BÜTÜN kesimleri şöyle bir durumdan zarar görecektir : Anti-spike antikorlar virüsün ilk halini (mutasyon geçirmemiş) baskılayıp, bağlanacak kadar güçlü iken, diğer yandan son derece enfekte edici olan varyantları nötralize etmede yetersiz kalacaklar. Hatta anti-RBD (reseptör bağlanma bölgesi) antikorların, N terminal alanındaki (NTD) mutasyonlar sebebiyle, sars-cov-2 diken proteinine zayıf bağlanma eğilimi, durumu enfeksiyon artırıcı antikor-s ler lehine artıracaktır ve bu da aşıları covid-19 hastalığına karşı antikor bağımlı genişlemeye (ADE) yatkın hale getirecektir (Liu et al., 2021; Yahi N et al., 2021).
Diken proteinine özel bu antikor s'lere karşı viral direncin olması çok korkunç bir durumdur, zira diken proteini (spike protein) CoV enfekte ediciliği ve patojenitesi oluşturmak için yalnızca gerekli değil aynı zamanda yeterli faktördür (Belouzard S, 2012; Weiss and Navas-Martin, 2005). Bu durum, her halk sağlığı otoritesi mensubunun, anlık görüntü veren ara duraklara bakmak yerine, burunlarının ucunun ötesine bakarak bu treninin nereye varmakta olduğunu idrak etmeleri açısından önemlidir.
..........................................................................................................
....................ARADAKİ PARAGRAFLAR ÇEVRİLMEDİ.........
..........................................................................................................
Mart 2021 başlarında, tüm küresel sağlık organizasyonlarına ve karar vericilere, kitlesel aşılamanın durdurulması yönünde çağrı yapmamın ardından, gezegendeki en ünlü ve aşı alanında bir ikon olan aşı bilimcilerden birinden bir çağrı aldım.
Kendisi bana "haklı olduğumu ve bu aşılamaların ancak yeni varyantların ortaya çıkmasını sağlayacağı ama akıntıya karşı yüzmenin bir faydası olmayacağını, çünkü kimsenin beni dinlemeyeceğini" söyleyecek kadar cesaret gösterdi.
İşte o zaman, kitlesel aşılamanın ardında yatan mantığı sorgulayacak herhangi bir karşı argümanın, mümkün olan bütün araçlarla karalanıp, yok edileceği yönünde bir temayülün baskın ve yaygın olduğunu anladım, her ne kadar herhangi tecrübeli bir aşı bilimci, gerçekte bunun iyi bir sonla bitmeyeceğini öngörecek olsa bile.
Eğer bu kişi açıktan konuşacak olsaydı (kendisine ulaşan aşı uzmanından bahsediyor) DSÖ'nün veya herhangi bir uluslararası veya ulusal sağlık otoritesi kurumunun , kitlesel aşılamayı en azından bir kez daha değerlendirmeye almak dışında şansı olamazdı. Bununla birlikte, Dünya'daki en üst seviyedeki aşı bilimciler, bir yandan başlangıçta sessiz kalmayı daha sağduyulu bir yaklaşım olarak görerek, diğer yandan kitlesel aşılama kararıyla yapılacak kötü başlangıçtan sonra dersler alınması suretiyle daha akılcı bir ikinci jenerasyon aşı yaklaşımı geliştirilebileceğini umut etmiş olabilirler.

..........................................................................................................
....................ARADAKİ PARAGRAFLAR ÇEVRİLMEDİ.........
..........................................................................................................

orijinal makale:
http://www.geertvandenbossche.org/post/the-last-post


Comments

Popular posts from this blog

KİTAP ÇEVİRİSİ: MAURICE NICOLL-ÇALIŞMA FİKİRLERİNİN BASİT AÇIKLAMASI

USAID ve ABD Hükümetinin Ukrayna Medyasını Nasıl Kontrol Ettiği

POLİTİK PONEROLOJİ: A.M. LOBACZEWSKİ - ÖZET